Esas konumuza dönersek zaten Ehl-i Sünnetin Ehl-i Beyti sevmeme diye bir problemi yoktur. Her namazın teşehhüdünde onlara dua edilir ve onları ciddi sevilir. Ehl-i Sünnet arasında “Ali, Hasan, Hüseyin, Fatıma…” gibi isimler son derece yaygındır. Oysa şiacıların öyle şaşılacak halleri vardır ki, bir yandan Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in âlini ta’zim ettiklerini iddia ederken, öte yandan Tatarların Bağdad’a gelmesine çalışanlar yine kendileri olmuştur. Öyle ki, Tatarlar Bağdad’a girdiklerinde Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)’in âlinden olan Ali (r.a.) ve Abbas’ın (r.a.) soyundan yüzlerce kişi öldürerek kadınlarını ve çocuklarını esir almışlardır. Ayrıca halktan da bir milyon sekizyüzbin kişi öldürmüşlerdir. Buhârî’de rivayet edilen ve müttefekun aleyh olan bir hadiste belirtildiği gibi:“Yâ Rasulullah! Sana nasıl salât-ü selam getirip dua edelim?” diye sormuşlardı daRasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem):“Şu (mealdeki) duayı okuyunuz” buyurmuştur :“Yâ Rab! Muhammed’e (dünyada şerîatini, âhirette şefaatini) Mübarek kıl; ailesine ve bütün ümmetine de rahmet eyle! Nasıl İbrahim’e mübarek kıldın, rahmet ettinse!..Yâ Rab! Muhammed üzeride (O’na verdiğin) şeref ve saadeti dâim kıl!.. Kadınlarının ve bütün ümmetinin üzerinde de sabit kıl!.. Nasıl İbrahim’in üzerinde sabit ve mübarek kıldınsa!.. Yâ Râb, Sen Hamîd’sin, Sen Mecîd’sin”. (Buhari, Enbiya: 10, Müslim Salat 65-66, İbn Mace İkamet: 25, Muvatta Sefer: 67)
Şiacılar, Ehl-i Sünnetten bazıları taassubta çok ileri giderek Yezidi’n imametini kabul ettiğini iddia etmekteler. Oysa, ehl-i sünnet Yezid’in hülafa-i râşidinden olduğuna inanmamaktadır. Ancak kürtlerden çok azınlık bazı câhiller bunu iddia etmişlerdir. Bazıları da daha aşırı giderek Peygamber bile demişlerdir. Bunlar da Ali’nin (r.a.) ulûhiyyetini iddia eden şialar gibidirler. Ümeyye oğullarına tâbi olanlardan bazıları da, halife vasıtasıyla iyiliklerin kabul edildiğini, kötülüklerin affedildiğini söylemişlerdir. Bu inanc elbette ki ehlisünnet camiasını asla bağlamaz. Çünkü çok azınlık bir gruptur. Ehli sünnet Nübüvvetin hilafeti otuz sene olup, ondan sonrası saltanat olduğuna inanmaktadır.. Nitekim hadiste de öyledir. Eğer Yezid’in imameti ile onun saltanatının Abbasî ve Mervânîlerden emsali olanlar gibi güçlü ve kuvvetli olduğunu kasdediyorsa ki bu doğrudur. Çünkü Yezid, Mekke dışında ki bütün İslâm âlemine hükmetmiştir. Mekke’ye de İbnü’z Zübeyr hükmetmiş, Yezid’e biat etmemiş ve Yezid ölünceye kadar da kendisine biat edilmesi için çağrıda bulunmamıştır. Yezid ve başkasının imam olması manası onun güçlü, ta’yin ve azle yetkili olması, cezaî müeyyideleri tatbik etmesi, kâfirlere karşı cihad edip ganimetleri bölüştürmesi demektir ki bu durum malûm ve mütevâtir olup inkârı mümkün değildir. İşte Yezid’in imameti de bu mânâdadır. İmam’ın cemaata namaz kıldırdığı gibi. Cemaata namaz kıldıran bir imamı gördüğümüzde Ona “İmam” deriz. Bu bilinen bir durumdur ki, bunu inkâr etmek mümkün değildir. Bunun ötesinde yezide inancı emanet etmek, onun ictihatlarına katılmak, onun haklılığını savunmak gibi bir inanç asla olmamıştır. Şiacıların ehlisünnet inancının emevi saraylarında uydurulduğu diddialarına tam bu satırda da cevap vermek yerinde olacaktır. Yezit hayatı boyunca ilim ve irfanın merkezi olan sahabenin coğunun yaşadığı merkez olan Mekke ye hükmedememiştir. Mekke Valisi yezide biat etmemiş yezit de orada yaşayan sahabenin karşı koyacağını bildiğinden biat için zorlamamıştır. Dolayısıyla emevi saraylarında ki söylemlerin mekke de din diye algılanmasını gerektirecek bir ortam asla olmamıştır. Bu hakikatleri gözden kacırmak elbetde sadece gafletle izah edilecek bir olgu değildir. Emevi sarayları muğlâk bir ifadedir. Âlimlerin yetiştiği bir okul değildir. Hem yukardada söz edildiği gibi yezidin elinin kolunun yetişemediği onca yer mevcuttur. Yezit sokaklara hakim olduysa insanların gönlündeki imana da sahip olamaz ki.. Bu ne bicim tuhaf bir yaklaşımdır! Şiacılar Hz peygamber ve onun dostları sahabeyi kiram hazaratının yolundan gidenleri Camiden ve eğitim yuvasından uzak kalan uydurulan hikayeleri din diye algılayan bir grup mu zannediyorlar!? Hem yezit eğer İslam inancına müdahale etseydi ya da ettiği halk içinde kabul görseydi islamın özüne yönelik farkı inançlar doğmazmıydı? Mesela, beş vakit namazı üce indirirdi. Cahiliye adetlerinden mutayı islamın emri diye yeniden getirirdi! Kadına her türlü yaklaşımı helal sayardı! İslam için çok önem arzeden Kâbe’nin yerine başka ziyaretler ilave ederdi. Peygambere muhalif yeni peygamberlikler icat ederdi! Kurandan şüphe edilmesi için bir takım manevraları olurdu? Allah’a ortak koşmak için yeni kutsaliyetler icat ederdi! Peygamberler gelecek nesillerin bağını koparmak için onun yakınlarına dostlarına iftira atılır halkın gözünden düşürülürdü. Bu konu daha neler neler söylenebilir!? Bunlardan hangisi ehlisünnet dünyasında din diye algılanıyor? Yalancı peygamberlerin icratları bu ve bunun gibi eylemler değimliydi? Bu söylemler bugün hangi inançta varsa o kendini hesaba cekmek durumundadır. Yoksa camur at izi kalsın mantığı ila dili ulaşabildiği yere kadar iftiraya batırmak pek ahlaki olmasa gerek. Yezit ehlisünnetin gözünde yönetimi zorla gasbetmiş bir devlet başkanıdır. O zaman devlet başkanları ilmi kariyerine bakılmasızın imam diye nitelendirilmekte olduğundan bazıları tarafından bu anlamda imam diye nitelendirilmiş zalim, ahlaksız, hain bir zattır. Onu iyi ya da kötü anarak dili kirletmeye de gerek yoktur. Zaten şu an hesabını yüce Allaha vermektedir.
© KURTULUŞ ŞİİLİKTEdesigned by DT